Güncel magazin haber siteniz Ayaklı Gazete

ŞEHİRDE KISA BİR HAFTA SONU TATİLİ

ŞEHİRDE KISA BİR HAFTA SONU TATİLİ

ŞEHİRDE KISA BİR HAFTA SONU TATİLİ

Kişiye özel hizmet nasıl olur? Bunu İstanbul’da en iyi kim yapıyor? Bana en çok gelen soruların başında yer alıyor. The Ritz-Carlton, Four Seasons Hotel gibi 5 yıldızlı oteller başı çekiyor. Ben de geçtiğimiz günlerde bir günlük kaçamak için Ortaköy Four Seasons Hotel’de kaldım. İnanın dünyayı gezdim bu kadar keyifli bir otel daha görmedim. Bir kere Boğaz ayaklarınızın altında. Terasa çıktığınızda karşınıza Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü ve tarihi yarımada çıkıyor. Bu kadar güzel manzaraya sahip kaç yer vardır ki? Hemen yanında bir devlet lisesi var. Terasta şöyle bakarken “Burası ne zaman 5 yıldızlı otel olur acaba?” diye içimden geçirmedim değil. Çünkü öyle atıl duruyor. Boğaz’ın en değerli yerinde lise olsa ne olur olmasa ne olur? Şimdi hemen saldırıya geçecekler. Geçmeyin kardeşim. Bizi ancak turizm kurtarır. Ya da yeme içme. Çünkü başka kurtuluş yolumuz yok. Teknoloji yok, sanayi düştükçe düşüyor. Bari hizmet sektörümüzü iyi yapalım. Yoksa sonumuz iyi olmaz. Bakın İspanya turizmle aldı başını gidiyor. Sadece Four Seasons’ın yanında bulunan lise değil, onun gibi çok sayıda önemli yapı var. Bunların hepsinin turizme açılması gerekiyor. Beşiktaş’tan başlayan Ortaköy’e kadar devam hattın turistik alan ilan edilmesi gerekiyor. Her şey serbest bölge. Müzik yapılsın, partiler yapılsın, yurtdışından insanlar akın akın buraları görmeye gelsin. Boğaz turu yapılsın, bir yerde balık yesinler, bir yerde eğlensinler, başka bir yerde konaklasınlar. Asıl konumuza dönersek Four Seasons Hotel’in inanılmaz bir sistemi var. Hangi genel müdür gelirse gelsin fark etmiyor. Sistem aynı işliyor. Şu an görevde olan Genel Müdür Leonardo Baiocchi’nin enerjisi çok yüksek. Bunun elbette otele ekstra katkısı var. Çünkü kendisi otel içinde müşteri gibi yaşıyor. O yüzden her şeyi daha yakından görüyor. Kapıdan girdiğiniz andan itibaren adınızla hitap ediliyor. Sanki fotoğrafınızı çekip bütün personele dağıtmışlar gibi. İki gün üst üste kahvaltı yapınca ilk gün ne istediysen ikinci gün aynı şeyler ben istemeden masaya geldi. Akşam yemeğini Aqua’da aldım. Oldum olası çok severim. İtalyan şef Sebastiano Spriveri her zaman harikalar yaratıyor. İnanılmaz lezzetler var. Ne yersen ye hepsi çok başarılı. Bu sene birçok düğüne gittim. Arkadaşlarımızın çoğu Four Seasons’ta evlendi. O kadar güzel hizmet veriyorlar ki kulaktan kulağa yayılınca ister istemez herkesi cezbediyor. Aynı anda bin kişiye sanki alakart yemek veriyorlar. Tabii ki bu operasyonları yöneten Yiyecek & İçecek Direktörü Cenk Türkmenoğlu’nu unutmamak lazım. Onun da enerjisi en az genel müdür kadar yüksek. Düğün yapacak olanları o kadar rahatlatıyor ki kimse en ufak bir endişe yaşamıyor. Bütün gece her çalışanı denetliyor. Bu kısa hafta sonu tatilim çok güzel geçti diyebilirim. Bu arada böyle güzel yazılar yazınca hemen “Bedava kaldı ondandır” diyenlere faturayı gösterebilirim.

Bunları siz de yapıyor musunuz?

SON dönemlerde zevklerim değişir oldu. Mesela Eminönü’ne gidip saatlerce çarşı pazar gezebiliyorum. Eskiden hiç yapmazdım. 15 yıllık kuaförüm Özden’e gidip alelacele saçımı kestirip çıkmak isterdim. Şimdiyse tam tersi, saatlerce oturup sohbet ediyoruz, bazen tıraşın bittiğini bile unutuyorum. Yemek benim için vakit ayrılacak bir şey değildi. Bir an önce yiyip kalkmanın peşindeydim. Oysa şimdi uzun uzun oturup yemek yiyorum, keyfini çıkarıyorum. Bir kadehle saatlerce oyalanıyorum. İçkiye kaptırıp gitmiyorum. Eskiden dostla arkadaşı ayırmazdım. Artık ayırıyorum. Gerçekten zor durumda olduğunuzda yanınızda olanlar var. Sanki ananız babanızmış gibi davranan dostlar. Bir de dost gibi görünüp aslında düşman olanlar var. “Koynumda yılan beslemişim” lafı vardır ya tam bu tür insanlar için söylenmiş. Etinden sütünden faydalanır ama arkandan söylenmedik söz bırakmaz. Şimdi onları da ayrı bir yere koymaya başladım. Tanıdığım insanlar arasında dost olacaklar varsa kucak açıyorum, yoksa çok fazla arkadaşa ihtiyacım yok. Böyle daha az başım ağrıyor. Eskiden herkese kapım açıktı. 40’lı yaşlara ramak kaldığı için olabilir mi acaba? Özür dilemezdim mesela, şimdi özür dilemeyi öğrendim. Yaptığım bir hata varsa ders çıkarıp bir daha yapmamaya çalışıyorum. “Seni seviyorum” ya da “Seni seviyoruz” klişesini çok kullanmaya başladım. Herkese değil tabii ki :) Bazen yalnız kalıp uzun uzun kendimi dinliyorum. İşim bittiğinde orada burada sürtmektense eve gitmeyi tercih ediyorum. Her dakika elimizde olan telefonla arada vedalaşmak gerektiğini öğrendim. Kendime daha iyi bakmaya başladım. Eskiden modacım Taji en çok benden çekiyordu. Bir kilo al, bir ver. Kıyafeti bir daralt, bir genişlet. Artık o dönem kapandı. Bir kiloda kendimi korumaya çalışıyorum. Taji de benden kurtulmuş oldu. Ondan öğrendiğim şeyleri uygulamaya devam ediyorum. Gücüm yettiği kadar iyi giyinmeye çalışıyorum. Üstüme yakışan bir şey bulana kadar saatlerce deniyorum. Eskiden “Şu olsun” deyip alırdım hemen. Bunu da Taji öğretti. “Dene, üstüne otursun, sevdiğini anladığında al” diyordu hep. Artık söz dinliyorum. Takım elbiseyi sürekli giydiğim için hazır alamıyorum. Taji’de karteladan seçip 15 gün kumaş, 15 gün provadan sonra teslim almayı öğrendim ve bu zamanı o kadar keyifli hale getirdim ki ben bile şaşıyorum. Eskiden Yasin Usta’dan tek provada bitirmesini isterdim. Şimdi ben Taji’nin yeğeni Osman’ı arayıp en az 3 prova ile takım elbiseyi bitirmesini istiyorum. Bunların hepsi yeni yeni oldu. Daha başka şeyler de var ama onlar da bana kalsın.